GERİ DÖNÜŞ

BAĞLILIK ve BAĞIMLILIK ÜZERİNE

 

“Liderler vizyon satarlar ! Ancak, hiç kimseye inanmadığınız bir vizyonu satamazsınız...”

Bu yazımda sizlere bahsetmek istediğim tema aidiyet duygusu üzerine bazı çeşitlemeler aslında.

Kurumların marka gücünü veya pazarda temsil durumlarını belirleyen ana etkenlerin başında görünmeyen bir faktör olan ama bence en önemli faktörlerden biri olan çalışanların kuruma olan aidiyet duygusu gelmektedir.

Kurumların çalışanları, kurumun vizyonu ile özdeş bir anlayış içerisine girebildikleri zaman gerek sahada gerekse kurum içerisi iletişim süreçlerinde değer temsilcisi olabilmektedirler.

İşte bu noktada devreye başarılı bir takım üyesi olabilmek için gereken niteliklerin başında yer alan aidiyet duygusu girmektedir. Aidiyet duygusuna sahip bir çalışan şirketi ile olan ilişkisini “bağlılık” kavramı üzerine kurmaktadır. Gerçek kurumsallaşma sürecinin sonucunda bir kurumun çalışanları gerek şirketin vizyonuna, gerek hedeflerine ve gerekse diğer takım arkadaşlarına karşı içselleştirilmiş bir bağlılık duymaktadırlar.

Gerçek ve içselleştirilmiş bağlılık duygusuna sahip bir çalışanda gözlemlenen davranış örneklerini ise aslında kısaca şu şekilde maddeleyebiliriz;

• Kurumsal anlamda başarıdan mutlu olan ve kurumun başarısı için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan,
• Kurumu herhangi bir tehdit veya tehlike altındayken, sorumluluk alarak harekete geçen ve tüm bilgi ve becerisini, analiz ve gözlemleri ile birleştirerek alternatif savunma stratejileri üretebilen,
• Kurum ve marka altında çalışmaktan onur duyan,
• Yapıcı eleştirilerde bulunan ve eleştrilerin kurum içerisinde kalmasına özen gösteren,
• Kararlı bir görev bilinci ile yapılması gereken bir işi başlatan ve sonuna kadar götürmek için takipçisi olan,
• Problem çözümlenmesi konusunda kişisel sorumluluk alabilen,
• Daima daha iyiye gidebilmek için sürekli olarak kendini geliştiren, bilgi eksikliklerinin farkına vararak etkin bir şekilde tamamlama becerisine sahip olan,
• Kurumun yazılı olan ve yazılı olmayan kurallarını çok iyi bir şekilde içselleştirmiş, inanmış ve bu kurallar bütününün temsilcisi haline gelmiş olan,
• Farklı bakış açılarına karşı hoşgörülü olan ve bu farklı bakış açılarını bir sinerji oluşturmak için kullanabilen,
• Analiz ederek mantık süzgecinden geçirebilen,
• Güçlü ama esnek olabilen,
• Yalnızca kendisini değil, çevresini de geliştirebilen,
• Alternatif stratejiler üretme repertuarına sahip olan,
• Organizasyona daima katkıda bulunmayı ve değer katmayı hedefleyen.

Bağlılık veya bir başka deyişle aidiyet duygusunun gelişimi için ise, kişinin her şeyden önce kendisini güvende hissetmesi gerekmektedir. Bu güven durumu yalnızca işini kaybetmemekten kaynaklanmaz, geleceğini planlama yönünde de etkiler olraka ortaya çıkar.

Geleceğin planlanması için ise elbette işin önemli bir bölümü kurumun insan kaynakları veya ilgili deparmanlarına düşmektedir. Ancak unutulmaması gereken bir durum vardır ki daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, kişininde bu gelişim sürecindeki rolü büyüktür.

Birçok kurumda zaman zaman atlanan önemli nokta ise iç müşteri memnuniyetine yönelik olarak yapılması gerekenlerdir. Kurumların ve özellikle nihai tüketici ile buluşan kurumların ilk odaklandıkları konu elbette müşteri kavramıdır. Bu müşteri kavramında önemli bir yeri ise dış müşteriler tutarken, iç müşteriler yani kurumun en değerli kaynağı olan çalışanlarında memnuniyet unsurları göz ardı edilememelidir. Bu dengenin genellikle gerçek kurumsallık anlayışına sahip şirketlerde çok daha sağlam temellere oturduğu gözlemlenmektedir.

Bu dinamik sistemde gerek yönetim açıısndan gerekse çalışan açısından bakıldığında aslında ayrı bakış açıları üretmek kısıtlayıcı olabilir. Sonuç itibarıyla tüm kadronun aynı vizyon ölçüsü ile hareket etmesi gerekmektedir. Vizyona olan konsantrasyonun etkisinin güçlenebilmesi için ise vizyona ulaşan yoldaki engellerden arınmak gereklidir.

Bu engellere örneklemeler yapacak olursak ise, tutkular, hedefsizlikler, bağımlılıklar, bilgisizlikler ve motivasyon eksikliği ise ön planda göze çarpar.

Tutkularımızdan arınmak hayatımızın önemli erdemlerinden bir tanesidir. Çünkü tutkular zaman zaman bizi yalnızca tek bir bakış açısına doğru yönelttiğinden dolayı geçici veya kalıcı körlüklere neden olabilir. Başarı alanları incelendiğinde ise her zaman için daha ileriye yönelik bir hedef koyma tutkulardan arınma ile paralel olarak incelenebilir. Hedefe giden yolda ise istek yani kişisel motivasyon ile bilgi artırımı yol gösterici bir ışık olacaktır.

Gelelim bu konudaki son vurgumuza yani bağımlılıklara. Bağımlılık kavramını bağlılıktan kesinlikle ayırmak gerekir. Bağlılık yukarıda da belirttiğimiz gibi aidiyet duygusunu ön plana çıkarırken, bağımlılıklar ise algı kalıplarımızı daraltarak kişileri körlüklere sürükler. Bağımlılıklara eğer profesyonel açıdan bakarsak, hiyerarşi, ünvan, mevkii bağımlılıkları ön plana çıkar. Bu durumda gerçekleri farklı bakış açılarından değerlendirebilecek unsurlar ile görebilmek için elbette öncelikle bağımlılıkları bir kenara bırakabilmek gereklidir.

Sonuç itibarı ile kurumsal başarının anahtarlarından biri bağımlılıklarından arınmış, bağlılıkları ile kendini göstermiş çalışanların hedefe birlikte hareket etmeleridir.

Sevgiyle, Sevecenlikle kalın...

Kağan ÜNVER

10 Nisan 2009

 

GERİ DÖNÜŞ