GERİ DÖNÜŞ

BİLGİ ve DEĞİŞİM ile KİŞİSEL EVRİM

 

“Gelişim odaklı değişimin evrimselliğinde en önemli silah : Bilgi...”

 

Günümüz eğitim sistemi, gün geçtikçe bilgi üzerine yoğunlaşarak gelişmektedir.

 

Geçmişten günümüze odaklandığımızda gözümüze çarpan ilk nokta, teknoloji sayesinde bilgiye ulaşmanın kolaylığıdır. Günümüzde bilgi, her yerde ve her şekilde insanın gözönüne adeta altın bir tepside sunulmuştur.

 

Bilgi sunulmuştur da, bilgi alınabilecek midir ?

 

Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, bilginin sunumu ne kadar yoğunlaşmış olsa da, alınamadıktan sonra ne değeri olur ki ? Bilgiyi değerli kılan kişilerin bilgiyi almasıdır.

 

Kişisel evrimin ve kişisel gelişimin sonunun olmadığını varsayıyoruz. Bir diğer yandan da değişime odaklanıyor ve vizyon oluşturuken değişimi yönetmenin öneminden, bunun için de kişilerin değişim temsilcisi olmalarından bahsetmekteyiz. Burada bahsedilen değişim ise elbette, “gelişim odaklı değişim”dir.

 

Gelişim odaklı değişim için ise, kişinin üç ana faktöre ihtiyacı vardır. Bunlar, özmotivasyon, bilgi ve uygulamadır. Bildiğimiz gibi gelişme hedefi olan bir kişi önce istekli olmak durumundadır. Belirlediği hedefi istemeli ve hedefine konsantre olmalıdır. Hedefe olan konsantrasyon ve istek, motivasyonu oluşturacaktır. Bu motivasyon eşliğinde ana konuya ulaşılacaktır. Ana kaynak ise, kuşkusuz ise bilgidir. Bilgi, profesyonel yaşamın oksijenidir. Bilginin olmadığı bir işletme ölmüş veya ölmek üzeredir. Profesyonel yaşam, bilginin yaşamıdır, şans yaşamı değildir.

 

Kurum ve işletmeleri oluşturan, kuşkusuzki bireylerdir. Kurumların gelişmesi için öncelikle kurumun en değerli kaynağı olan çalışanaların gelişmesi gereklidir.

 

Gelişim sürecinde çalışanlar, bilgi aktarımını yalnızca işletmeden beklememelidirler. Günümüz teknolojisi kullanılarak bilgiye yoğun bir şekilde ulaşmak durumundadırlar.

 

Gerçek profesyonel, kendini güncel tutan, vizyonunu sürekli geliştiren kişidir. Kişinin kendini güncel tutması için sektörü, işi ve mesleği ile ilgili tüm gelişmeleri yakından takip etmesi gerekmektedir.

 

Günümüzde sıkça rastladığımız bir durum ise, kurumsal eğitim programları sürecindeki gözlemlerimizdir. Elbette katılımcıların bir eğitim programındaki ilk hedefleri, tüm algı kanalları ile mümkün olan en çok bilgiyi alabilmek için kendini ve eğitimciyi zorlamalı, açılımlara gitmeli, kendi tecrübelerini de katmalı ve bir sinerji oluşumuna katkıda bulunmalıdır. Nadir de olsa bu tarz programlarda katılımcıların bilgi almak yerine, bir an önce programın bitmesine veya verilecek ara dinlenmelerine odaklanmalarıdır. Elbette her şeyden önce bu durum kişinin kendi kaybına neden olmaktadır.

 

Bilgi günümüz dünyasında yalnızca eğitimlerde değil, hayatın her alanında tepsilerde sunularak bize aktarılmaya çalışılmaktadır.

 

Bilgiye açık olmalıyız, almalıyız, kaydetmeliyiz. Zihnimizin bilgi ve öğrenmeyle besleneceğini unutmamalıyız.

 

Ancak bilgiyi almak yeterli değildir. Arkasından uygulama süreci gelmelidir. Uygulama ise yalnıca bilginin kullanımı değil, aynı zamanda bir başkasına da aktarılmasıdır.

 

Bilgi paylaşıldıkça değerlenir. Bilgiyi alan kişi hem kullanmalı, hemde kendinden sonra gelen nesillere bu bilgiyi aktarmalıdır. Böylelikle, kendimizden başka bir kişiyi de geliştirebilir ve yol açabiliriz.

 

Gerçek başarı da budur. Böylelikle liderlik yolunda bir adım atabiliriz. Çünkü gerçek liderler vizyon satarlar. Vizyon ise daima bilgi ile desteklenmeli ve bilginin paylaşımı ile iz bırakıcı hale gelmelidir.

 

Bilginin gücünü hiç bir zaman unutmamalıyız. Bilgi güçtür ve kişiyi besleyen ana besindir.

 

Yazımı burada sonlandırırken bir sözü de hatırlatmak isterim :

 

“Boş teneke çok tıngırdar”

Sevgiyle, Sevecenlikle kalın...

Kağan ÜNVER

14 Şubat 2009

 

GERİ DÖNÜŞ