GERİ DÖNÜŞCadı Kazanı... 

 

Zaman zaman hepimizi kullandığı ya da duyduğu bir kavramdır “Cadı Kazanı”...

Küçükken masallarda, büyükken ise iş ortamında. Şaşırıdınız mı ? Şaşırmayın !

İş ortamında da sık sık rastladığımız ya da şahit olduğumuz ortamlardan bahsedeceğiz bu yazımızda. “Cadı Kazanı” ya da “Kaybedenler Kulüpleri” olarak adlandırılan ortamlardan.

Belki bu kavramlara değinmeden önce, farklı noktalardan incelemeye başlamalıyız. Günümüzde de sık sık kullanılan özdeğer bilinci ve kişisel düşünce değerleri üzerine odaklanalım öncelikle.

Aslında zihnin işleyişine de biraz ele alalım. Hepimizin bildiği gibi sürekli olarak tekrarlanan düşünce tarzı yani olumlu veya olumsuz düşünce, aynı sinir ağlarından geçerek bir süre sonra alışkanlığa ve alışkanlıktan da kişilik yani karakter denilen kavrama dönüşmekte. Bu durumda sürekli olarak üzerinde durulan kavram kişisel değişime derinlerden başlamanın yani düşüncelerden başlamanın gerekliliğidir. Düşünce yapımızda ısrarcı davranış bir süre sonra alışkanlıktan kişiliğe ve oradanda hayat tarzımıza dönüşmektedir. Bu durumda mutlu olup olmamamızda aslında yalnızca bizim elimizdedir. Eğer ki kişilik yapımız üzerine çalışmak istiyorsak, o halde müdahaleye düşüncelerimizden başlamalı ve aslında düşüncelerimizin yapısını değiştirerek yeni sinir ağları inşa etmeli ve oradan yola çıkıp yeni alışkanlıklar ve yeni bir kişilik yapısını şekillendirmemiz gerekmektedir.

Bu konuyu biraz özetleyecek olursak, zihnimizdeki iki farklı çeşit düşünme tarzı olan olumlu düşünce veya yıkıcı olumsuz düşüncenin hayatımız üzerindeki kazanan / kaybeden etkilerini sorgulamamız gerekir.

Sürekli olarak olaylara olumsuz tarafından kişiler aslında en başta bahsettiğimiz bu “Cadı Kazanı”nın içindeki hatta bu kazanın yaratıcıları olan kişilerdir. Kişiler ve olaylar hakkında daima olumsuz düşünen, olayları yalnızca olumsuz tarafından görerek kendini mutsuz etme sanatını en iyi şekilde icra eden kaybedenler kulübünün üyeleri kişiler. Aslında bu kişiler özdeğer açısından kendi güçlerinin farkına varmayan ve başarısızlıkların nedenini süreklü olarak kendinden çok başkalarına yükleyen kendini değersiz gören, kendi ile başkalarını kırıcı bir şekilde karşılaştıran, kendini olduğundan az, başkalarını ise olduğundan fazla gören, kendinden ve yapabileceklerinden şüphe eden, sorumluluk almaktansa ahkam kesemeye odaklanan, değişim odaklılıktan uzak, iş yerinde kendisi ve kendi sorumlulukları ile değil, başkalarının ne giydiği, ne yadiği, nerede tatile gittiği, patron ile olan yakınlığı gibi kendi denetim alanı dışındaki konulara odaklanan kişiler. Bu kişiler eninde sonunda stres, korku, umutsuzluk, kötümserlik gibi duyguları alışkanlığa ve oradan da karaktere dönüştürerek mutsuzluk sanatını en iyi şekilde ortaya koyacaklardır. Oysa ki, başkalarına ve başka konulara bu kadar yorum yapmak için enerji harcamak yerine, kendimize odaklansak aslında ne kadar fazla yol katedeceğimizi düşünmeyiz bile. İşte bu reaktif olumsuz tutum bizi “Cadı Kazanı”nın içine atar. Cadı Kazanı’nın bir diğer adı da “Kaybedenler Kulübü”dür. İş yerinde bu kulüplerin üyeleri zaman zaman sigara odalarında, öğle yemeği sonrasındaki kahve sohbetlerinde bir araya gelerek sürekli olarak diğer çalışanları, patronu, yöneticileri eleştirirler. Herkesin hakkı olamadan bir yerlere geldiğini, oysa kendilerinin deli gibi çalışıp hiçbir yere gelmediklerini konuşur dururlar. Diğerlerini sürekli yorumlar veya çekiştirirler. Bununla da bitmez, kulübün içerisine veya kazanın içine başkalarını da çekmeye çalışırlar. Sonunda ise bu anlayış yerini umutsuzluk ve mutsuzluğa bırakır. İş yerinden bir şey beklenmeyecek hale gelinir ve mutlak bir başarısızlığa ilk ve en önemli adım atılıt. Sonuç ise mutlak bir kaybetmedir. Uzun lafın kısası Cadı Kazanı veya diğer adıyla Kaybedenler Kulübü üyeler, mutlaka kaybetmeye mahkumdurlar. Çünkü bunu kendileri seçmişlerdir.

Şimdi ise tam aksi anlayışa odaklanalım. Yani Cadı Kazanı’nın dışında yer alan, Kaybedenler Kulubüne üye olmayanlara. Yüksek özdeğere sahip olan bu kişiler aynı zamanda olumlu bir zihinsel tutuma sahip kişilerdir. olumlu zihinsel tutum demek, hayatı toz pembe görmek demek değildir. Gerçek olumlu zihinsel tutum, karşılaşılan olumsuzlukları kabüllenmek ve onlardan ders çıkartarak sorumluluk almak ve sonunda hayatın geri kalanını yani geleceği yönetebilmek için şimdiden harekete geçme iradesine sahip olarak değişimin derinliklerine şu anda başlamak demektir. Düşünceleri kontrol edebilmek, yeni zihin ağı sentezleri ile yeni bir tavır ve tutum geliştirmek, yeni alışkanlıklar yaratmak ve dinamik bir yapı olan kişilik üzerinde yeni bir gelişim sürecine girmek demektir. İşte kazanmak bu demektir. Kazanmanın sonucunda “Mutluluk” bu demektir. Öyleyse yüksek özdeğere ve olumlu bir zihinsel tutum eşliğinde yıkıcı değil yapıcı düşünce yapısına sahip bu kişiler aslında kazanan kişileridir. Cadı Kazanı’nın içinde değillerdir ve yapılan cazip davetler aldanarak kazanın yada kulübün içerisine düşmezler. Bu kişilerin inanılmaz bir irade ve kişisel güçleri vardır. Enerjik, heyecan dolu, öz motivasyonu yüksek kişileridir. Sorumluluk almayı severler ve üstlendikleri işi yapmak için ellerinden gelenin en iyisini ortaya koymaya çalışırlar. Bu çabaları daima eninde sonunda takdir edilir. Yalnızca kendileri ile ilgilienirler. Onların sorumluluk alanı yalnızca kendi kıyafetleri, kendi davranışları, kendi işleri, kendi yaptıkları, kendi söyledikleri, kendi ettikleridir. Cadı Kazanı’nın içerisinde yer alan yıkıcı duygulara sahip kaybedenler kulübü üyeleri gibi başkalarına odaklanarak harcayacakları vakti kendi gelişimleri ve sorumluluk alarak iş yapma bilinçleri üzerine harcarlar.

İşte bu noktada hayatın bir başka yasası olan “Ne ekersen, onu biçersin” yasası yani “Nedensellik” yasası kendini gösterir. Kendi hayatımızdan daima biz sorumluyuz. Geçmişe söylenmek yerine geleceği kontrol altına almak bizim elimizde. Düşüncelerimizin kontrolü yalnızca bizim elimizde. Hayatımızı yönlendiren biz yani kendimiziz. Bu bizim içimizde yer alan sessiz gücümüz. Bu gücü doğru kullanmalıyız. Hayatımızın geleceği için şimdiden sorumluluk alamalı bir şeyler yapmalı yani artık ekmeye başlamalıyız. Olumsuzluğa odaklanmanın kimseye bir faydası yok. Önemli olan olumsuzu olumluya çevirme, olaylardan ders çıkarma, bununla birlikte geleceğini şekillendirme ve bu şekillendirme için birşeyler yapmaya yani ekmeye şimdiden başlamaktır. Bugün ne ekerseniz yarın onu biçersiniz.

Ama sürekli olumsuza odaklanır ve olumsuz düşünceleri çağırırsanız eninde sonunda “Cadı Kazanı”na düşersiniz. Unutmayın :

“Kim düşünür ve çağırırsa; Şeytan O’na gelir” (Master and Commander)

Şeytan çağırmayın, sürekli olumsuzluğa odaklanmayın. Konfüçyus’un dediği gibi;

“Karanlığa söveceğine kalk bir mumda sen yak !”

Ayağa kalkın ve Cadı Kazanı”na düşmemek yani geleceğinizi kontrol altına almak için kendi mumunuzu kendiniz yakın. Sorumluluk alın. Sonuçları bugünden ektiklerinizle belirleyin. nedenselliği kabullenin ve odaklanın.

Yukarıda anlattığımız gibi, her şey düşüncelerde başlar, düşüncelerle şekillenir.

“Düşünceleriniz davranışlarınız,

Davranışlarınız alışkanlıklarınız,

Alışkanlıklarınız karakteriniz,

Karakteriniz ise kaderiniz olur.”

Düşüncelerimizi kontrol edelim !

Cadı kazanına düşmemek veya düşmüşsek çıkmak için.

 

Sevgiyle, Sevecenlikle Kalın.

Kağan ÜNVER

02 Eylül 2007

 

GERİ DÖNÜŞ