GERİ DÖNÜŞDinle Beni !

 

Bazen birileri kulağımıza fısıldar, bazense birirleri avazının çıktığı kadar haykırırır...

 

Dinle beni !...

Bu yazıda sizlere bahsetmek istediğim konu bu. Dinlemenin önemi. Biliyorum mutlaka bu konu ile ilgili onlarca belkide yüzlerce yazı okumuş veya bir yerlerde birşeyler duymuşsunuzdur. Elbette bu çok normal. Çünkü biz insanoğlu, dinlemenin önemini ne kadar bilsekte bir o kadar da gerek toplumsal niteliklerimizden gerekse alışkanlıklarımızdan dolayı uygulamıyoruz. İşte bu nedenle yıllardır dinlemenin önemi vurgulanıyor, bu konuya dikkat çekilmeye çalışılıyor.

Sizlere başımdan geçen bir olayı aktarmak istiyorum;

2005 yılında oldukça büyük bir tekstil tesisinde fabrika çalışanlarına bir dizi eğitimler gerçekleştiriyordum. Eğitimin konusu ise Motivasyon üzerine odaklıydı. Eğitim fabrikanın içerisindeki bir seminer salonunda gerçekleşiyordu. Katılımcı sayısı ise oldukça fazlaydı ve bir grupta yaklaşık 40 katılımcı ile çalışıyordum. İşte bu grupların biriydi. Sabah 09.30’da eğitime başladık. Başlar başlamazda iki kişiden oluşan küçük gruplarla bir çalışma gerçekleştiriliyor ve herkes bu çalışmaları ile ilgili fikirlerini sırayla aktarıyor. Sanırım 10 yada 12’nci katılımcıya sıra geldiğinde yüzüme tuhaf bir ifade ile gözlerini dikip bakan biri vardı karşımda. Gayri ihtiyari “-Evet, söz sizde” dedim. Aldığım tepki ise çok ilginçti.

Söz konusu katılımcı yüksek ve sert bir ses tonuyla; “-Hocam...” dedi ve gömleğinin cebinden dörde katlanmış bir kağıdı bana uzatarak aynı ses tonuyla devam etti. “-Hocam...Oku bunu!”

Hani bazen kısa süreli şoklar yaşarsınızya işte buda onlardan biriydi benim için. Düşünsenize, eğitim veriyorsunuz ve ilk 20’nci dakikada bir katılımcı size bir mektup uzatıyor. Hemde erkek! İnsanın aklına bir çok şey gelmiyor değil elbette. İçinden dedimki “-Yapma yahu! Daha ilk gün ve ilk saat, bari şimdi yapma, işimiz var seninle herhalde”. Her neyse, bana uzattığı kağıdı gülümseyerek almaya çalışırken O devam etti : “-Hocam, ben ruh hastasıyım” Yaşadığım şok yavaş yavaş yerini kabusa bırakıyordu sanki. Kağıdı aldım, açtım ve gerçektende hissettiğim sanki kabusta olduğumdu. Çünkü kağıtta şu yazıyordu :

“Major Depresif !” ve devamında : “Kapalı yerde kalamaz, yalnız dolaşamaz, tehlikeli!”

Tüm içtenliğimle söylüyorumki ne hissettiğimi bilemezsiniz, çünkü bende hayatımda ilk defa böyle bir olay ile karşılaşıyordum. Bir an ne yapacağımı bilemedim ve bana raporunu uzatan bu katılımcıya bakışlarımla “Ne yapmalıyım?” demeye çalışırken O devam etti. “-Hocam, bu benim raporum. Ben burada uzun süre duramam, dışarı çıkmalıyım, sigara içmeliyim, ilaçlarımı içmeliyim. Duramam ben burada.” Sigara içmememe rağmen tiryakilerin düşkünlüğünü anlıyordum. Fabrika içinde sigara içmek kimyevi madde ve tekstil ürünlerinden dolayı kesinlikle yasaktı ve içenlerin yaklaşık 7-8 dakikalık bir mesafe yürümeleri ve bahçeye çıkmaları gerekiyorduki bu eğitimdeki normal araları son derece kısıtlayıcı bir durumdu. Bir yandan da bu kişininb rahatsızlığını düşünürsek. Birkaç saniye düşündüken sonra cevap verdim. “-Tabiki, sen istediğin zaman çıkabilirsin, bana gözünü kırp ve istdiğin zaman çık” dedim. Ancak bu cevabım kendimi tamin etmemişti. Çünkü o katılımcıyı kaybetmeyi göze almıştım ve bu ilkesel olarak bana uygun değildi. sadece ona odaklansamda diğerlerini kaybeyme riskim vardı. Bana tek yol kalıyordu, raporunun ya da rahatsızlığının ona olan davranışlarımı farklılaştırmama neden olmamasına çalışmak. Yani ona da herkesten farksız davranmak.

Aynen bu şekilde devam ettim eğitime. Benim için o ve diğerleri aynıydı. Söz almak istediğinde herkes gibi bekletmeden söz vermeye çalıştım, sözlediklerini dinledim ve diğer katılımcılarında dinlemesini sağladım. Bir süre sonra şunu gözlemledim, hiç dışarı çıkmamıştı. Aralarda dahi o arkadaşlarını toparlayıp sınıfa sokuyordu, aktif katılmcıydı. Ertesi saba en erken de o gelmişti. Bu durumdan dolayı çok mutluydum. Ancak asıl mutluluğum ve hayatımın dersi ikinci günün sonunda vedalaşırken ortaya çıktı. Eğitim bitmişti, sırayla herkesle vedalaştım ve en son o kalmıştı. Bana doğru geldi ve; “-Hocam, teşekkür ederim” dedi ve devam etti. “-Bana çok ama çok yardımcı oldunuz, uzun zamandır ilk defa kendimi bu kadar rahat hissettim.” Çok şaşırmıştım. “-Ben.. ben sana ne yaptımki?” diye sordum. Cevabı ise, işte bu yazının ana fikrinin önemini ve benimde en önemli hayat dersimi net bir şekilde anlatıyordu.

“Beni dinlediniz... beni kimse dinlemiyor biliyormusunuz. Hasta olduğum için herkes benden kaçıp gidiyor ve insanların beni dinlememesi beni çıldırtıyor. Buna dayanamıyorum. Ama siz hep beni dinlediniz. Bu benim için en değerli duygu, birinin beni dinlemesi için neredeyse insanlara yalvarıyorum ama kimse beni dinlemiyor. Beni dinlediniz ya.. size teşekkür ederim.”

Evet bu benim hayat dersimdi. Dinlemenin ne kadar önemli bir olgu olduğu bir kezde böyle çıkmıştı benim karşıma.

“İnsanın iki kulağına karşılık, bir ağzı vardır.” Neden mi? İki dinle bir konuş diye. ma biz genelede ne yapıyoruz? Dinlemiyoruz. Dinlemeden konuşmaya çalışıyoruz. Anlamadan anlaşılmaya çalışıyoruz. O halde bu bizim gerçek ve içten iletişimler kurmamızıda engellemiyor mu? Dinlemek saygıya giden en etkin yol. Çalışanlarında, çocuklarında, ev hanımlarınında, sokaktaki insanlarında en temel beklentisi bu değilmi? Dinlenilmek. Herke dinlenilmek ister. Eğer bir insana gerçekten değer veriyorsanız, vermek istiyorsanız, değer verdiğinizi belli etmek istiyorsanız, yapacağınız bir tek şey var. Karşınızdakine kayıtsız şartsız konsantre olamak ve etkili bir şekilde dinlemek. Ama, işitmek ile dinlemeyi karıştırmadan dinlemek. İşitmek, çevredeki sesleri duymak ama dinlemek bu duyulanlara anlam yüklemek demektir. İşimize geldiği gibi dinlemekten vazgeçelim, yalnızca duymak istediklerimizi duymaktan vazgeçelim. karşımızdakini yüreğimizle, beynimizle, herşeyimizle dinleyelim. insanları ne kadar etkili ve içten bir şekilde dinleyebilirsek, insanların içerisindeki iyi yanlarıda ortaya çıkartmanın anahtarlarını, karşımızdakinin dilinin altındaki baklaları, görünen ihtiyacının arkasındaki gerçek ihtiyacı da ortaya çıkarabilme becerisine sahip oluruz. Dinlemek değil sorunların azaltılmasında, sorunların çıkmaması için en önemli kavramlardan biridir. Çünkü kişilerarası iletişim becerisin geliştirmenin, içten ve etkili bir şekilde gerçek iletişimler kurabilmenin en önemli yolu dinlemeyi bilmektir. Ne cevap vermeyi düşünmeden dinlemek, ne söylerse söylesin, kim olursa olsun, önyargısız, saygıyla, içten dinlemek. Farklı insanları da dinlemek. herkei dinlemeye değer, çünkü herkesten alınabilecek, öğrwnilebilecek çok ama çok şey vardır. Herkesin söyleyecek, anlatacak çok şeyi vardır. Hayat bir fırsatlar dünyasıdır, ama bu fırsatlar ancak hazır olana gelir. Bu durumda bizim hazır olma düzeyimiz ise dinleme becerimizin kalitesiyle doğru orantılıdır.

Sevdiğinizi, eşinizi, çocuğunuzu, çalışanınızı, patronunuzu, çaycıyı, garsonu, sokaktaki adamı, yoldaki kadını... kimi olursa olsun dinleyin.

Satış alanında çalışanlar, müşterinizi dinleyin, iyi satıcı çok konuşan değil, çok iyi dinleyen satıcıdır.

Anneler, babalar, çocuğunuzu dinleyin. bakın doğduğundan beri kendini dinletebilmek için her yolu deniyor.

Sevdiğinizi belli etmek için anahtar dinlemektir.

Yöneticiler, çalışanlarınızı dinleyin, en büyük ihtiyaçları herkesin olduğu gibi onlarında dinlenilmek çünkü.

Herkesi dinlemeye değer, çünkü aklın yolu kulaklardan geçer.

Sözlerimi burada noktalarken herkesin bildiği bir dörtlüğü tekrar hatırlatmadan geçemeyeceğim;

Bilmek için bakmak,

Bakmak için görmek,

Görmek için Anlamak,

Anlamak için ise Dinlemek Gereklidir.

Dinleyin... Lütfen insanları dinleyin... Sizinde olduğu gibi hepimizin dinlenilmeye çok hemde çok ihtiyacı var...

 

Sevgiyle, Seveceklikle kalın...

 

Kağan ÜNVER

24 Eylül 2007

 

GERİ DÖNÜŞ