GERİ DÖNÜŞ

Pes Etmediğin Sürece Yenilmiş Sayılmazsın !

 

Sorun değil, çözüm odaklı olmak yaşamın etkinliğidir.

 

Bugün çok farklı düşünce düzeyi ile geçmişti benim için. Kendi kendime bir takım dersler çıkarttığım, aslında bildiğim bir takım konuları belkide kendime tekrar hatırlattığım bir gündü.

Bu nedenle de yazımın başlığını Nixon’ın söylediği bir söz ile bağdaştırdım.

 

Bu gün ne mi oldu ? Aslında çok bir şey olmadı, sadece bir kere daha bir şeyin farkına vardım. Kendi kişisel gücümüzün ve aslında her şeyin zihnimizde başlayıp zihnimizde bittiğinin. Yaklaşın bir ay önce ciddi bir soğukalgınlığı ve arkasında grip vakasına yakalandım. İşin aksi tarafı da neydi biliyormusunuz ? Aralık ayı benim için en yoğun gün ve hemen her gün, şehir içi, şehir dışı demeden eğitimler, seyahatler, toplantılar. Tahmin edersiniz ki ağır bir grip vakasında bütün bir gün bir şeyler anlatmak oldukça zor. Bu dönem benim hayatımda ki zorlu bir dönemdi. İki yolum vardı, birisi eğitimleri iptal etmek ve yatak döşek yatmak, diğeri ise bu zorluğa rağmen işime devam etmek.

 

Bazen hayatta karşılaşılan zorluklar, engeller ve hatta düş kırıklıkları insan birçok açıdan fayda sağlar. Engeller, hayatımız için önemli tecrübeler ve değerler kazandırırlar, bakış açımızı değiştirip, farkındalık düzeyimizi artırırlar. Bu nedenle bu zorluğu beni güçlendirecek bir etken olarak görmüş ve hayat ile uyum içerisinde kalmak amacıyla yoluma devam etmeye karar vermiştim.

 

Gerçekten de, zihinsel şartlanmalarım vucudumu etkiliyor ve ayakta kalabilmem için gereken gücü kendimde bulabiliyordum. Pes etmemeye karar vermiştim, aldığım ilaçlar vucudumun hastalıkla savaşmasına destek olurken, öncelikle zihinsel olarak bu hastalıkla savaşmanın gerekliliği aslında apaçık ortadaydı. Bu hastalık zaman içerisinde hafifledi ama yerini bir başka engele, dayanılmayan öksürük nöbetlerine yani bronşite bıraktı. Öksürmekten sırt ve gözğüs kaslarım iflas etmiş ve dayanılmaz sırt ağrıları içerisinde birkaç gündür kıvranıyordum. Son iki gündür ise, işlerinde rahatlamasının ve bayram tatilinin getirdiği rehavet neticesinde mücadeleyi zihnimde bırakmam ağrılarımın artmasına neden olmuştu. Pes edebilecek duruma gelmiş ve artık bu ağrı ve öksürükten nefret etmeye ve hatta artık dayanamayacağıma inanmıştım. Bu nokta da kendi kendime ihnet ettiğimi anladım. Kalkıp ne yapmaya karar verdim biliyor musunuz ? 7 derecelik hava sıcaklığında ne zamandır yapmak istediğim ama ertelediğim bir şeyi yaptım. Evin bahçesine indim ve arabamın içinde detaylı bir temizlik organizasyonuna giriştim. Başlarda sırt ağrısından kımıldayamıyordum ama kendi kendime “buna teslim olmayacağım” diyerek günlük yaşamıma devam etmeye şartlanmıştım. Arabanın içiydi, dışıydı derken, bir ara yere yatıp tamponun altındaki çizikleri yok etmeye çalışıyordum. Saat 13.00 da başalayan bu macera 17.00 civarına kadar sürmüştü. Yorgun bir şekilde eve çıktığımda çok önemli bir şeyi fark ettim. Artık sırtım ağrımıyordu. Bana nefes aldırmayan ağrının neredeyse %80’i yok olmuştu. Moralim daha da düzeldi, kendimi daha da iyi ve güçlü hissetmeye başladım.

 

Bir kez daha anladım ki, aslında zorlukları yenmenin yanıtı yine kendi özdeğerimiz de saklı. Hayatımızda hiç mi zorluk olmadığını sanıyorsunuz ? Her şey çok mu güzel ? İlişkileriniz de hiç mi problem yok ? Her şey sizin için toz pembe ve çiçeklerden, böceklerden ve gülümseyen yüzlerden mi ibaret ? Kusura bakmayın ama eğer bu sorula evet diye cevap verebiliyorsanız, siz ya kendini tanıma sürecini tamamen bitirmiş gerçek bir “bilge”siniz ya da üzülerek söylemeliyim ki hayal aleminde yaşıyorsunuz. Yaşam sürecimiz boyunca olumsuzluklar, engeller, acılar her zaman olacak. Eski bir hikaye de derki ;

 

“Eğer biri, okla vurulmuş bir kişiye rastlarsa, okun nereden geldiği, ya da oku atanın kim olduğu ya da okun gövdesinin hangi ağaçtan yapıldığı, ok ucunun nasıl şekillendirildiği ile zaman kaybetmemelidir. Bunun yerine dikkatini oku hemen çıkarmak üzerine yoğunlaştırmalıdır.”

 

Günlük hayatımızda oklar yani sorunlar yaylara gerilmiş hazır bir halde bize saplanmayı daima beklemekteler. Hayatımızdaki en büyük sorunlar, yaşlılık, hastalık ve hatta ölüm gibi kaçınılmaz bir şekilde cesaretle karşılamamız gereken sorunlardır. Sorunlardan pes ederek kaçmaya çalışmak veya onları düşünmemek yalnızca geçici bir ferahlama sağlar. Sorunlarımızdan kaçmak ya da pes etmek ve teslim olmak yerine onlarla yüzleşirsek, sorunu kabullenirsek, derinliğini ve doğasını anlayabilirsek ve en önemlisi üzerine gidebilecek özveriyi ve cesareti kendimizde bulabilirsek işte o zaman sorunu altetmek daha iyi bir stratejik konumda olabiliriz.

 

Sorun yaşamanın ve acı çekmenin hayatın bir parçası olduğu gerçeğinden bir kaçışımız yok. Elbette sorunlardan hoşlanmama gibi doğal bir eğilimimiz var. Ancak zaman zaman hoşlanmama nedeni ile sorunu bir kenara atıp aslında kurtulduğumuzu ya da uzaklaştığımızı düşünürken, sorunun derinliğini yani çözüm odaklı yaklaşımı göremeyebiliyoruz. Buna örnek olarak yukarıda anlattığım benim başıma gelen fiziksel sorunda öncelikle, başıma gelen hastalığın şanssızlık ya da bana olmamalıydı diye düşünerek adeta reddetmeye çalışabilirdim. Ancak o andaki hedefime olan odaklanmam beni sorunu kabullenmeye ve hayatımı engellememesi için pes etmemeye, mücadele etmeye zorladı.

 

O zaman, sorunu kabullendikten sonra yine çözüm kişinin kendisinde gerçekleşmektedir. Kişinin kendi gücünün farkında olması, özdisiplin ve yüksek özdeğere sahip olası temel etkenlerdir. Sorunu kabullendiğimizde aslında çözüm yollarının kendi içimizde saklı olduğu gerçeğinin farkına varabileceğiz.

 

İş ile ilgili sorunlardan tutunda, özel yaşamdaki veya maddi alandaki sorunmarımıza kadar hepsinin yanıtı aslında kendi içimizde gizli. Seçtiğimiz yollarda, düşünce düzeylerimizde, kararlarımızda, geçmişimizde gizli. O halde hayatın vazgeçilmezi olan sorunlar karşısında pes mi etmeli yoksa bu sorunların varlığını kabul ederek yanıtı bulmak için kendi iç yolculuğumuzda derinlere mi inmeliyiz ?

 

Seçim sizin... Benim seçimim devam etmek yönündeydi. Çünkü yaşam sevilmeye değer bir olgu. Çünkü hayatımızda başımıza gelenlerin nedeni aslında biz kendimiziz. Ama biz, kendimizi sorgulamaktan çok, sorunu reddetmeye odaklıyız. Pes etmeyelim. İnelim derinlere, kendimizi ve özvarlığımızı sorgulayalım, kendimizi kendimize itiraf edelim. Sonra karanlığa söveceğimize kalkıp bir mum yakalım. Yakalım ki, içimiz aydınlandın da çözümlerimizi görelim. Yakalım ki, gelecekteki yollarımızda hep aydınlık hep parlak olsun.

 

Sevgiyle, Sevecenlikle kalın...

 

Kağan ÜNVER

22 Aralık 2007

 

GERİ DÖNÜŞ